Tuesday, 4 August 2015

Dişçi Sendromu

Güneşin parladığı pırıl pırıl bir sabahtı. Beynimde yankılanan "yaz geldi, çiçekler açtı, arılar hep dolaştı..." şarkısına Dilay'ın "Dişçiye gitmeyeceğim" fısıltıları eşlik ediyordu. 

Başlarda önemsemedim ve bıkmadan tekrar ettim: "Dişçi geçen hafta dişine koyduğu ilacı çıkarıp, elmalı hamur koyacak ve dişin bir daha ağrımayacak!" 

Dilay 4 yaşında, bu yaşta diş çürüyebiliyormuş, çürüdüğü yerden kırılabiliyormuş ve üç beş ay sonra ağrıdan yemek yemeye engel olabiliyormuş. 

Katar'da olduğumuz dönem diş hızla çürümeye başlamıştı ve bir gün geldi kırıldı, hepsi toplam 3 ay bile sürmedi. O dönem dişçinin adını bile andırmayan küçük ergeni, üstelik doktorlarına hiç güvenmediğim bir ülkede kolundan sürükleyerek koltuğa oturtmadım. İnternette o dönem en çok aranan kelimeler listesi bu durumun beynimde ne kadar yer işgal ettiğini gösterebilir: "4 yaşında diş çürüğü", "çocuklarda diş tedavisi", "çocuklarda diş çekimi", "narkoz"... Narkoz mu(!) 

İlk dönemler her yediği şeyden sonra panikle diş fırçalayıp, ağrımamasını umarak geçti, sonra panik bitti ama dış fırçalama sıklığı baki kaldı.

Nerdeyse beş ay ufak tefek ama kısa ve fırçalama ile son bulan ağrı krizleriyle geçti. Geçen hafta birden bire her yemekte diş ağısı başlayınca üç beş gün dişçinin ne kadar tatlı bir abla olduğuyla ilgili konuşmalar yapıp, ikna sürecini tamamlayarak randevumuzu aldık. Elimizde kırık dişli bir çocuk, kırık dişli bir anne ve kırık dişli bir baba vardı. Aile boyu diş tedavisi seansları başladı.

İlk randevu tahminimden daha az hasarlı geçti. Sakince koltuğa oturan ergenimiz aletlerden çıkan sesten biraz ürkmüş olsa da sonunda ağrı bitecek ve bisiklet alınacak motivasyonu ile tepkilerini yetişkin edasında kontrol etti. İğne yapmadan bir kanal tedavisi gerçekleşecekti. Çürük temizleme bölümünde sinire ulaşıldığını tiz bir çığlıkla anladık. Beklenen bir ağlama krizi başladı ama hala tepkilerini kontrol edebiliyordu, iş çığrından çıkmadı. O gün çürük temizlenip sinire ulaşarak ilaç konuldu, geçici dolgu ile işlem tamamlandı. 

Biraz hırpalanmış ve hafif şok geçirmiş bünye en yakındaki oyuncakçıda istediği bisikleti seçti ama sahip olmak için doktorun dişle işini tamamlamasını bekleyecekti. 

Bir hafta sonra tekrar randevu aldık, tüm hafta dişine konulacak elmalı hamurdan, doktorun dişteki böcekleri nasıl yıkadığına, böcekler arası diyaloglardan, dişler yıkanırken böceklerin nasıl kaçıştığına dair eğlenceli diyaloglarla geçti.

İkinci randevu sabahına kadar herşey normaldi. O sabah başlayan itirazlar, duygusal konuşmalar ve masum ağlayışlar aslında anneyi yaşayacaklara alıştırma çabasıymış, göremedim, görmek istemedim. Bu duruma sonuca odaklanmış anne psikolojisi diyorum.

Okula gitmek istemiyorumun, dişçiye gitmek istemiyorum versiyonu olduğu için evden çıkıp arabaya bindirmek konusunda tecrübeliydim. Sakin bir yolculuk sonrası dişçiye varışımız avını sessizce izleyen bir aslanın ufak ufak hareketlendiği sahne ile birebir uyuyor. 

Ofise adım atışımız ise bir aslan gücünde ağlama krizinin başlangıcı oldu.
Kucağıma alıp koltuğa otursam da yüzünü çevirmek mümkün olmadı. Başlarda sempatik olan doktorumuz taktik değiştirip sertleşti, bağırarak ağlayan aslanı ofisten çıkardı, dişini yapmak istemiyorum diyerek ortamdan uzaklaştırdı. Susmadı, susturulamadı ama sıra bana yine de geldi. Benim dişime dolgu yapılırken, küçük hanım arada vızırdanarak kapı eşiğinden izledi. Benim işim bittikten sonra odaya sokmayı denesem de başaramadım. Hiçbir şey dinlemeden sadece bağırarak ağlıyordu, cesaretlendiğinde kaçmak için kapıya doğru hamle yapsa da benim oturuyor olmam onu durduruyordu. Bisiklet de istemiyordu, dişinin ağrısının geçmesini de yemek yemeyi de, oyun oynamayı da, konuşup uzlaşmayı da... Sadece gitmek istiyordu.

Çare yoktu, diş açılıp içindeki ilaç çıkarılacaktı. O gün oradan bişey yapmadan çıkarsak bir daha geri  dönemeyecektik veya çok daha zor olacaktı. 

Taktik değiştirmeyi önerdi doktorumuz. Benim yumuşak davrandığım zamanlarda daha çok hırçınlaştığını, sesimin tonu değiştiğinde sakinleştiğini farketmişti. Kötü polis ben olacaktım başka çare kalmamıştı. 

Kaşlarımı çattım ve bu iş yapılacak dedim. Diş yapılmadan oradan kaçılmayacaktı. Bağırmadan ama kararlı ve kızgın cümleler kurdum. Kötü polis biraz işe yaradı, koltuğa kucağımda da olsa oturdu. Ağzını açana kadar ağlamaya devam etti. Hem ağlayım hem dişimi yapın diye bağırıyordu. 

Bana saatler gibi gelse de sanırım 15-20 dakika da koltukta ağzını açtırma çabası ile geçti. Doktorumuz hafif aralanan dudaklardan dişe ulaştı, geçici dolguyu çıkarıp ilacı aldı. Doktorun yüreğini ağzına getiren birkaç sıkıntı olsa da beş dakika sonunda dişte oyuk piyasaya çıkmıştı, ekranda Sofia açıp biraz mola verdik. 

Biz seyredip sakinleşirken, doktor umutsuz konuşmasını yaptı, bu şartlarda sağlıklı bir kalıcı dolgu yapamayacaktı. Tüm bu yaşananlar boşuna mıydı yani? Annenin sesi bir kez daha kararlı ve kızgın çıktı. Çocuk, "Doktor yapsın ama yumuşak yumuşak yapsın" diyebildi ağlarken. Son bir kez daha zorla ağzını açtırdık, ağrımaması işi az da olsa kolaylaştırmıştı, ağzını kendi açık tutuyordu ama çırpınması tamamen geçmediği için kalıcı ve geçici dolgu arası birşeyle işlem tamamlandı. 

Dilay koltuktan kalkınca sanki hiçbir şey olmamış gibi raftaki maket dişe koşup, onunla oynamaya başladı. Son bir saattir ağlayan zırlayan çocuk bir dakika içinde değişti ve kapıdan çıkarken yüzünde ağlamanın izi bile kalmamıştı.

Aynı şeyi doktorumuz için söyleyemeyeceğim. Dolgu bitince kendini koltuğuna bıraktı, su istedi ve en az on dakika hiç konuşmadı. 

Ben, anne olduktan sonra gelişen hızlı adaptasyon kabiliyetim sayesinde, gülümseyip oyun oynamaya başlamıştım. Tabi şöyle bir gerçek var, bu tip durumlarda soğuk kanlılığımı korusam da sonrasında durumu idrak edip garip tepkiler veriyorum. Dişçimiz Dilay'da travma yaratmaktan çok korkuyordu, o ne hissediyor bilmem ama bende çocuğu dişçiye götürme travması oluştuğu kesin. Doktorumuzu merak ediyorsanız, biz klinikten çıkarken, klinik çalışanları odasına "geçmiş olsun" ziyaretlerine başlamıştı, muhtemelen durumu daha iyidir 😜
Dilay'ı merak ediyorsanız, Dilay iyi ve dişim ağrırsa dişçiye yine giderim diyor. Aşağıda da seçtiği bisikleti görebilirsiniz.


Dilay ve bisikleti 😅