Thursday, 21 May 2015

Endişe Halleri 3- Zaafiyet geçiren çocuğun keyifli annesi


Bebeğin doğumuyla birlikte anne beyninde ufacık bir beyaz noktanın oluştuğunu düşünüyorum. Bebek memeyi ilk ağzına aldığında emse de emmese de, doysa da doymasa da bu nokta öyle parlak bir ışık yaymaya başlıyor ki beyin başka şeyleri farketmekte zorlanıyor. Bir tür trans. 

Bu beyaz nokta doğrudan çocuğun midesine bağlı görünse de ondan tamamen bağımsız hareket ediyor.
Çocuk emiyorsa "süt yetmiyor, zaten emdiğini de kusuyor", mama veriliyorsa "çok az içiyor, zaten içerken uyuyakalıyor" gibi ifadeler anne ağzından bu noktanın etkisiyle bilinçsizce dökülüyor. Anne sakinleşip kendine gelmeye çalıştıkça, beyaz nokta daha güçlü ışıldıyor ve eş dost, konu komşu akraba da elinden geldiğince bu noktaya arka çıkıyor.

Daha iki dakika önce tesadüfen bir gazete yazısı gördüm. Tamamını okumadım çünkü başlığı okumam yetti: "İlk 1000 gün beslenmesi tüm hayatı etkiliyor"
Bu başlığı okuyan anneler iflah olmaz. Nicelik takıntısına nitelik meselesi de eklenir. Tüm hayatı etkileyen bir mesele ve her şeyin sorumlusu benim(!). 

Hele ek gıda ile başlayan dönem travmaya daha açıktır. Saatlerce uğraşılıp hazırlanan yiyecekler çöpe gider, etrafa saçılır ama mideye pek azı ulaşır. Şimdi söyleyin bakalım bu ilk 1000 gün ve hatta daha fazlası çocuğun tüm hayatını mı annenin tüm hayatını mı etkiliyor.

Çocuğa yemek yedirmenin yasal ve yasal olmayan yollarından, meyve sebze seçimi ve sağlıklı menü hazırlamaya, yoğurdu evde yapmayan anneleri cık cıklamaya kadar milyon tane yazılmış yazı var.

Bu yazılarda annelere tavsiyelerin özeti şu:
- Sakin kalın çünkü hemen hissederler (yine çocuk odaklı öneri)
- Protein üç porsiyon, karnonhidrat 2 porsiyon .... günlük menülerinizi bu listelere uygun hazırlayın.
- Mutlaka yumurta yedirin. Anne sütünden sonraki en değerli besindir.
- 3 ana 2 ara öğün verin.
- Yemek istemediği sağlıklı yiyecekleri aralıklarla defalarca sunun.
.....

Şimdi de anneye başka türlü tavsiyelere geçelim:

- Çocuk hayatta kalmaya programlı, aç kalmaz, sakinleşin. Önce kendiniz için sakinleşin.
- Her zaman için en büyük desteğiniz arkadaşlarınızdır. Görüşemeseniz de sık sık telefonda "benim bebek şöyle, seninki böyle" konuşması yapın.
- Çocuğa taze yemek yedirme isteği gerçekten takdire şayan ama bir gün önceki yemeği yese de birşey olmaz, bulabildiğiniz kısıtlı zamanları mutfakta geçirmeyin.
- Kendi kendine yemeye başladığında, kaşığı biraz aşağıdan tut deyip nasıl tutacağını gösterdiğin sendromlu bebenin "hayır, öyle tutmayacağım, böyle tutacağım feryatlarına, "Çocuğuma hiçbir şey öğretemiyorum" feryatlarını karıştırmayın.
- Tabaktaki omlete çatalı batıramayan, batırdığında da ağzına götürene kadar düşürüp çocuğa çatal tabak fırlattıran şanssızlıklara sadece gülün. 
- Etraftaki çocukları izleyip, yarı yaşındakiler ne güzel yiyor, bizimki neden yemiyor demeyin.
- Yemek meselesini çok takıntı yaptıysanız, bazı öğünleri babaya devredin.
- Yemezse yemez deyip rahatlayamıyorsanız, çocuğa yemek yedirmek için bulduğunuz yola devam edin, vicdan azabını bir kenara bırakın.
- Rahatsız edici eleştiriler almak istemiyorsanız, yemek konusunu kimseyle konuşmak zorunda değilsiniz. Hatta beyaz yalanlar bile söyleyebilirsiniz (bizimki de pırasayı 
çok seviyor gibi :))
....
Liste uzun, belki yorumlar bölümüne ekleme yapanlar olur.

Yemek konusunda söylenecekler asla bitmez, benzerlerini veya aynılarını herkes yaşıyor. 

Son olarak her sorunda ve her şartta geçerli iki kritik cümle ile bitirelim:

- Bunu yeryüzünde yaşayan yegane anne sen değilsin.

- Çocuk zamanı gelince yapacaktır.

Bir sonraki yazı "Endişe Halleri 4- Ne bakıyorsunuz? Sendromlu işte!"



Wednesday, 20 May 2015

Endişe Halleri 2- Eyvah! Ekran Bağımlısı Yetiştiriyorum!

"Endişe halleri" nin liste başı konusu tabi ki çocukların tablet kullanımı. Son günlerde baktığım her yerde bu konuda felaket tellallığı yapan bir yazıya rastlıyorum. Dilay şuan dört yaşında ve ilk doktor randevularımızda iki yaşına kadar ekran yasağından bahsettiğimizi hatırlıyorum. Oysa biz, ona neredeyse üç dört aylıkken tabletten şarkılar dinletmeye başlamıştık. Öyle uzun saatler boyunca değildi ama ekranla tanışması doktor tavsiyesinin aksine epey erken oldu. Yani ilk aylarda delinmeye başlayan bu yasak endişe listeme bomba gibi düştü.


Bir yaş civarı ise seyrettiği İngilizce çocuk videolarına, resimlerine bastığında hayvan seslerini duyduğu oyunlar ve müzik aletlerini çaldığı interaktif uygulamalar eklendi. Özellikle yemek yedirme telaşında tableti hep el altında tutmaya başlamıştım. Hatırlarsanız bu konudan daha önce 'Yemek mi oyun mu?' adında bir yazı da bahsetmiştim.

Duyduklarımın ve okuduklarımın etkisiyle kafamda bağrışıp duran endişeli sesleri daha fazla görmezden gelemediğim bir noktada ipad yemek masasından tamamen kalktı ve tabletin küçük parmaklarla buluşması da ciddi ciddi kısıtlandı. Hala bu düzende devam ediyoruz.

Tableti sürekli elinde gezdirmeyip kısıtlı sürede buluşup hasret giderseler de bu durum endişe halleri listesinde aşağı sıralara hiç inemedi. Zaten yüz anneye sorsak içlerinden "çocuğuma oynaması için tableti ve telefonu gönül rahatlığıyla veriyorum" diyebilen çıkar mı acaba?

Bu konuda yazmaya başlamadan önce kimler neler demiş bir bakayım dedim. Sevgili 'google' arkadaşımıza Türkçe olarak sorunca karşıma hep gazetelerden yazılar ve bazı bloglar çıktı. Bu yazılar genellikle 'yapılan araştırmaların sonucuna göre' diye başlayan ve kalp çarpıntısı yaratan cümlelerle dolu. Sanırım bunları yeteri kadar okumuşsunuzdur bir de ben yüreğinizi ağzınıza getirmeyeyim. Derdimiz annenin endişe hallerine el atıp destek çıkmak ne de olsa :)

Peki bu yazılarda bahsedilen hangi araştırmalar, nasıl araştırmışlar, sonuçları nasıl değerlendirmişler diye merak ettim. Uzman değilim ama üniversite yıllarımda hatırı sayılır miktarda bilimsel araştırma okumuş biri olarak ne aradığımla ilgili bir fikrim de vardı. Kısacası bu sonuçların kaynağına ulaşmak istedim. Burda bir parantez açıp, kaynak merakımın asıl nedenini açıklasam iyi olacak. Bir gazetenin tesadüfen okuduğum yazısında, yapılan bir araştırma sonucuna göre erken yaşlarda çok ev değiştiren çocukların uyuşturucu kullanma riskinin arttığı ve bu çocuklarda davranış sorunlarına daha çok rastlandığından bahsediliyordu. Dilay'ın her doğum gününü farklı ülkede kutladığımızı düşünürsek bu yazıyı okuduktan sonra gerilen sinirlerimi tahmin edebilirsiniz sanırım. Biraz arayınca bu yazının İngilizce metnini buldum. Türkçe'ye çevrilirken ufak bir ayrıntının (!) gözden kaçtığını farkettim. Söz konusu araştırmada bahsedilen çocuklar maalesef kötü şartlarda yaşamak zorunda bırakılan çocuklar aslında. Üzücü bir sonuç ama görüldüğü gibi bizim durumumuzla ilgisi yok. Yani tablet konusunda yapılan çalışmaları da orijinal dilinde bir okuyalım dedim.

Bulduğum birçok yazı ise henüz çok yeni olan bu teknolojik gelişmenin çocuklar üzerindeki etkilerinin net olmadığı üzerine. Bu konuda en güvenli kaynaklardan biri olan Amerikan Pediatri Akademisi henüz bu konuda yeni bir şeyler yayınlamamış ama üzerinde de çalışıyorlarmış, ne güzel. Bu konuda yayınlanan son raporlarında 2 yaşından büyükler için ekranı günde 2 saatle sınırlamak, 2 yaşın altındakileri ise ekrandan tamamen uzak tutmak yönünde bir öneride bulunmuşlar. Bu raporun yayınlanma tarihi 1999, yani tabletlerle tanışmadığımız daha çok TV ve video karşısında olduğumuz dönem. O zamandan beri "ekran" anlayışının ne kadar değiştiği mağlum :) 

Yani "Ekran karşısında ne kadar zaman geçirmek zararlı, interaktif uygulamalar yarardan çok zarar mı getiriyor, çocukta rastlanan olumsuz davranışların ne kadarını ekrana bağlayabiliriz?" bu sorular hala kesin olarak cevaplanamamış. Teknolojik gelişmelerin bu kadar hızlı olduğu bir dönemde sağlıklı sonuçlara nasıl ulaşılabilir o da ayrı tartışma konusu. Tabi uzmanlar bu konuda deneyimlerini konuşturup fikir bildiriyorlar. Kimisi iki yaşına kadar asla tanıştırmayın derken, kimisi de az az verin abartmayın diyor. "Bu konuda elimizde net sonuçlar yok, amaaaan ipad kullanımından kim ölmüş" gibi umursamaz olanına da rastlamak mümkün değil sanırım :)

Yine iş başa düşüyor, bu konuda endişelerimi azaltmak ve ruh sağlığımı korumak için benim yaptıklarım şunlar:

- Çocuğa zararlı olduğu kesin bilinen veya tahmin edilen her şeyden onları sakınamıyoruz bu kesin. İlk olarak sakin kalıp kendimi suçlamaktan vazgeçtim.

- Tableti tamamen çıkarmıyorsam, zamanı kısıtlayalım dedim. Tableti eline verirken süre anlaşması yaparak başlıyoruz. 5-10 dakika gibi soyut şeyler yerine "ben banyodan çıkana kadar" veya "yemek zamanına kadar oynayabilirsin" gibi cümleler tercih ediyorum.

- Oynama süresi bittiğinde dakik olacak diye kendimi kasmıyorum. Oynadığı oyunda eksik kalan şeyleri bitirmesi için ek zaman veriyorum. Mesela oynadığı bir oyunda çocukları uyutmasını bekliyorum, tüm çocukları uyutunca kendi isteğiyle bırakıyor zaten, böylece gereksiz tartışmalar yaşamıyoruz.

- Zamanı kısıtladım ama bunun bana da faydası olsun dedim. Alelade zamanlarda ipad ile oynamasına izin vermek yerine banyoda rahat etmek, uçak veya arabada çığlıkları kesmek, ilaç içirmek için dikkat dağıtmak, zıplayan sinirlerimi yatıştıracak zamanı kazanmak gibi herkese faydalı zamanlara odaklandım.

- Tablette ulaşabileceği uygulamalarda sınırlamaya gittim. İngilizce öğrenebileceği veya eğitici olduğunu düşündüğüm uygulamalara öncelik verdim. Aşağıdaki şimdiki Dilay klasörü :)



- Tablet ile oynadıktan sonra beraber en sevdiği oyunları oynayıp suçluluk hissini azalttim :)

- Son olarak ipad ile oynamayı herhangi bir olumlu davranışı için ödül olarak teklif etmeyi bıraktım. Aynı şekilde tabletten mahrum etmek gibi bir ceza da geçerli değil. Böylece gün içinde ipad çağrışımı yapacak durumların önüne geçildi.

- Telefonu ise kendi videolarını seyredip fotoğraf çekmek dışında eline almıyor aslında. Telefonuma oyun veya video yüklemedim.
...

Uzun lafın kısası tetrisle oynadığım zamanları düşünüyorum da ne eğlenceliydi. Elimden bırakmak istemezdim, hala oyunlara düşkünüm :) Dilay'ın da bu tip eğlencelere kayıtsız kalamamasını en iyi ben anlarım. Gün içinde beraber oyun da oynarız, kitap da okuruz, dışarı da çıkarız. Arada sırada tabletle oynuyor diye ben ruh sağlığımı tehlikeye atmayacağım, sizi bilemem!

Bir sonraki blog yazisi : 
Endişe Halleri 3- Zaafiyet geçiren çocuğun keyifli annesi :)





Monday, 11 May 2015

Endişe Halleri 1- Anne Rehberi

Bu yazıyı okumaya başladığınıza göre siz de benim gibi içinde "anne", "çocuk" "sendrom", "rehber" ve "yöntem" gibi kelimeler geçen tüm başlıkların devamını okuyan gruptasınız. Hoşgeldiniz. Peki bu tip yazıları okurken benim gibi mucizevi şeyler bulma veya aydınlanma yaşarım umudu taşıyor musunuz? 

Mesela ne zaman uyku ile ilgili yazı okumaya başlasam parmaklarımı şıklattığımda çocuğun uyuduğu bir şeyler diyeceklerini umarım. 

Bu umutlar yemek, tuvalet, sendromlar, okula alışma gibi ana meseleler ve toplu taşımaya geçiş, ev düzeni, huzurlu kahve içme gibi gibi alt meselelerde de senelerdir hiç azalmadı. Hala bir gün elime sihirli değnek verecek bir kitap veya makale bekleyişi içindeyim.

Piyasada olan kitaplar şimdilik böyle bir mucizeye vesile olamadı. Genelde okuyup kenara bıraktım, hayata geçirmedim veya geçiremedim. Zaten bir kaç kitaptan sonra içerikler ve öneriler bezdirici nakaratlara dönüştü.

Bu tip kitaplardan anne adayı veya yeni anne olan arkadaşlarıma her zaman Aletha Solter'in "Bilinçli Bebek" kitabını öneririm. Diğerleri kötü olduğu için değil, okuduklarım içinde en çok aklımda kalan kitap olduğu için. 



Dilay'ı 18 aylık olduğunda, emerek uyuma alışkanlığından vazgeçirmeye bu kitabın heyecanıyla başlamıştım mesela. Okumakta geç kaldığımı hissettiğim, keşke hamileyken okusaydım dediğim kitaptır kendisi. 

Çocuğun gazıyla, uykusuyla, ek gıdasıyla, tuvalet eğitimiyle ilgili yazılmış kitapları bulma açısından çok şanslıyız aslında. Ne mutlu bize. Kitapçı raflarında sıra sıra ciltler, yan yana dizilmişler. Çocukların üzerinde annenin rolü de her kitapta çokça vurgulanır. Hatta öyle ki anne bu sorumluluk hissiyle ne yapacağını şaşırıp, aklına takılan her soruda uzmanlaşacak kadar çok araştırma yapar. Araştırdıkça da paranoyaklaşmaya başlar. Bu tip meselelerde çocuğa nasıl yaklaşmalı, neler yapmalı bolca anlatılır ama anne kendi ruh sağlığını nasıl korumalı, hangi yöntemleri uygulamalı, nereden destek bulmalı gibi konularda kitaplar, makaleler ve uzman görüşlerini ara da bulasın. Annenin üstüne titreme durumları lohusalık döneminde takılıp kalmış gibi. Çocuk az büyüyünce yeniden kül kedisine dönüşme vakti gelir.

Ben bu tip yazılara çok rastlamadım, rastladıklarım da aklımda kalmamış demek. Belki de diğer konular kadar bangır bangır bağırılmamış veya gözümüze sokulmamış. 

Şu başlıklarda bir kitaba rastlasanız tepkiniz ne olurdu acaba?

- Annelerin lüzumsuz endişelerini yenme kılavuzu.
- Sendrom sahibi bebeyle sokağa çıkma rehberi
- Babalar için : Anneleri anlama rehberi (Hediye etmek için)
- Ben yaptım sen yapma ajandası : Bin anneye sorduk ve sizin için derledik
- İl il çocuk doktorları değerlendirmesi
- Çocuğu okula yeni başlayan annelerin felaket senaryoları ve çocuk okuldayken sakin kalma yolları.
....



Takip edenlerin bildiği gibi Dilay iki haftadır kreşe gidiyor. Bir çoğunuzun bilmedigi gibi de aslında okula başlama macerasını ilk defa sekiz ay önce yaşamıştık. O zamana göre şimdiki başlangıç daha kolay oldu. Tabi ki Dilay için değil benim için kolay oldu. Çocuklar için okul seçimi, çocuğun okula alışması için neler yapılabilir gibi yazıları hatırı sayılır miktarda okudum. Ama şimdi farkediyorum da bu süreçte bir yandan çocuğu okula iteleyen diğer yandan endişelerle ezilen anneye destek çıkan yazılar olsaydı da okusaydım, harika olmaz mıydı?

"Tuvalet eğitimi" ve "çocuk bezden kurtulmaya hazır mı" tarzında yazıları da çokça okudum. Bu yazılarda en önemli şeyin, annenin tuvalet eğitimi vermeye hazır olup olmaması denir. Peki sonrası nerede? Nasıl hazırlayacağım kendimi, ne yapacağım, işler ters giderse nasıl sakinleştireceğim kendimi? Bu tip yazılar diğerlerinin yanında devede kulak sanırım.

Şimdi çuvaldızı kendime batıracağım. Benim gibi çocuklarla yapılabilecek etkinlikler, oynanabilecek oyunlar, okunacak kitaplar hakkında yazan anneden öğretmene, yazardan uzmana çokça kişi var ama bu tip etkinliklerde anneye de bakan, bak seni de düşündüm bu da senin için diyen kaç kişi var? Yazının bir yerinde anneyi gören ve göz kırpanlar kulübüne hoş geldiniz. "Mutlu anne mutlu çocuk" denir ya hep.

Bu da Dilay'ın resmindeki mutlu anne ve mutlu çocuk :)

Bu konuyu biraz düşünmeye, araştırmaya, bulduklarımı paylaşmaya niyetlendim.

"Endişe Halleri 2- Eyvah! Ekran bağımlısı yetiştiriyorum" yazısı bugün yarın blogda olacak. :)









Friday, 8 May 2015

Diken Diken Kirpi Teması

Bir süredir "İnatçı Kirpi Mina" hayatımızda. İlk defa yurtdışındayken haberdar olduğumuz serinin kitaplarından biri bu kirpi, böyle bir blog okuduğunuza göre bu kitaptan da mutlaka haberdarsınızdır. Basılır basılmaz bir kitap serisinin hele de bir çocuk kitabı serisinin bu kadar popüler olmasına şaşırmıştım, o yüzden de Türkiye'ye gelip okumayı iple çektim. Kitap serisinin tanıtımının çok iyi yapıldığı kesin, bir anda tüm annelerin diline dolandı, instagramda önerilen kitaplar listesinde zirveyi zorladı, hatta tüm blogger anneler tam destek verdi.